Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Tarih 25 Nisan 2008, 23:53. Yazan petna.  

Hangimiz yanılmadı aşk denen bu oyunda. Ya da hangimiz çekip giderken bir sevdadan, ıslanmadı gözlerimiz. Belki de bırakıp giderken boynu bükük bir aşkı, yanan bir ormanın hüznüydü düşlerimiz. Ve belki izi hep kalacak bir yara gibi onlarca sevda sapladık durduk yüreğimize. Ama aşk hiç dinmedi. Ve biten her yangının sonrasında, küllerin arasından bir kardelen gibi boy verdi.

Belki de aşk bizim içimizdeydi. Aradığımızsa, sadece bize onu gösterebilecek tertemiz bir yüz. Ve bulduğumuzda gül yüzünde kendimizi göreceğimiz bir sevgili, hiç düşünmeden bulduk sanırdık çoğu kez. Oysa her seferinde gördüğümüz yine kendi yüreğimizdi. Ve sevgili dediğimiz o masum insan, sadece bir aynaydı. Girmeye görsün araya zaman. Yavaş yavaş bulanırdı her şey. Tozlanırdı en güzel mavisi sevdaların ve görünmez olurdu aşk. Sonra onu temizlemeye gösteremediğimiz sabrı, bir başka sevdayı ararken gösterirdik çoğu kez. Aslında tozlanan onun yüzü değil, bizim gözlerimizdi. Görmek istediğimiz belki de yeni bir yüzde eski bir aşktı. Ve biten her sevdadan elimizde kalan, hüzne bulaşmış birkaç mısraydı.

Bu gün sabahtan beri hiç dinmedi yağmur. Sabahtan beri perdeleri bile açmadım. İnsan en çok böyle havalarda bakıyor kendi yüreğine. Ve yürürken soğuk yollarında İstanbul’un, en çok yağmurun hüznü bulaşıyor üzerimize. Sonra erken gelen kışın telaşı sarıyor benliğimizi ve görür görmez bulutların arasından güneşi, baharı bekleyen bir kardelen gibi açılıveriyoruz karların arasından. Umut sıcak bir ekmeğin buğusu gibi ısıtıyor içimizi. Yeni bir sevdaya yelken açıyoruz. Ve daha bilmeden kopacak fırtınayı, hemen kâğıda kaleme sarılıyoruz.

Aşk bir rüzgâr, şiirse kocaman bir yelkendir yüreğimizde salınıp duran. Ve şair dediğimiz o garip adam okyanuslar ortasında pusulası bozulmuş bir balıkçıdır çoğu kez. Ne yandan eserse rüzgâr, yelkenlerini o yöne çevirip yol alırken denizde, hiç düşünmez kopacak fırtınayı, yağacak yağmuru. Nasırlı ellerinde dümen, direnir durur dalgalara. Bazen kopan bir fırtınadır aşk, bazen ay ışığında bir yakamoz. Yorulsa da ömür denen bu yolculukta, çoğu kez mutludur şair. Yani balıkçı. Yalnız da olsa aşılmaz suların koynunda, ne bir düşmanı vardır kendinden başka ne de yoldaşı. Ve teknesiyle yarışan yunuslardır tek arkadaşı.

Aylar ayları, yıllar yılları kovalar. O aldırmaz geçen zamana ve yelkenlerini rüzgâra adar. Gün gelir yeni bir sevdaya açmışken yüreğini, dayanamaz elleri dümenin ağırlığına ve birden bire gök gürler, sular kudurur ve zaman denen o acımasız yarış sessizce durur. Ertesi gün yarım kalmış bir aşkın sahiline, yüzü gözü şiire bulaşmış bir balıkçı cesedi vurur. Sonra alıp gömerler onu en sevdiği rüzgârın yüreğine. Aşıklar ağlar dört yanında. Ve aşk gülümseyen bir kardelendir artık balıkçının mezarında.

0 yorum.

UNUTULMAK

Tarih 25 Nisan 2008, 23:52. Yazan petna.  

Unutulmak ölmek kadar acıysa hatırlanmak yaşamak kadar güzeldir.   

Bu hayatın sonu bir avuç toprak değil mi?                                                                        

Ölümden korkum yok tek korkum unutulmak.

0 yorum.

ANLATAMIYORUM

Tarih 25 Nisan 2008, 23:51. Yazan petna.  

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum

0 yorum.

SEVMEK

Tarih 25 Nisan 2008, 23:51. Yazan petna.  

Sevme beni kızım isyankârım ben toprak kokarım.

Elini verme kızım ölü gibi tutarım.

Sen güneşle kalkarsın.

Ben şafakla doğarım

0 yorum.

İSTANBUL U DİNLİYORUM

Tarih 25 Nisan 2008, 23:50. Yazan petna.  

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmut paşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski âlemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

0 yorum.

DESEM Kİ;

Tarih 25 Nisan 2008, 23:49. Yazan petna.  

Desem ki! Vakitlerden bir nisan akşamıdır.

Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor.

Sende seyretmekteyim denizlerin en mavisini.

Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim.

Sende tattım yemişlerin cümlesini.

  

Desem ki inan bana sevgilim inan.

Evimde şenliksin bahçemde bahar.

Ve soframda en eski şarap.

Bırak ta ben söyleyeyim güzelliğini.

Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.

  

Günlerden sonra bir gün sesimi fark edemezsen eğer.

Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden.

Bilki ölmüşüm. Fakat üzülme, müsterih ol.

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini.

  

Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede.

Hatırla ki mahşer günüdür.

Ortalığa düşmüş seni arıyorum seni

0 yorum.

KALDIRIMLAR

Tarih 25 Nisan 2008, 23:48. Yazan petna.  

Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında.

Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığına saptanan noktasında.

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

  

Kara gökler kül rengi bulutlara kapanık.

Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.

İn cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık.

Biri ben biride serseri kaldırımlar.

 

İçimde damla damla bir korku birikiyor.

Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.

Üstüme camlarını hem simsiyah dikiyor.

Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

  

Kaldırımlar çilekeş yalnızların annesi.

Kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır.

Kaldırımlar duyulur ses kesilince sesi.

Kaldırımlar içimde kıvrılan bir lisandır.

  

Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta.

Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum.

Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta.

Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

  

Ben gideyim yol gitsin ben gideyim yol gitsin.

İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.

Tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin.

Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.

  

Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim.

Gündüzler size kalsın verin karanlıkları.

Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim.

Örtün üstüme örtün serin karanlıkları.

 

Uzanı verse gövdem taşlara boydan boya.

Alsa o buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.

Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya.

Ölse kaldırımların bu sevdalı eşi.

 

0 yorum.